Pazar, Haziran 16, 2019
SON DAKİKA
Home » Av. Yavuz Selim Aydın

Av. Yavuz Selim Aydın

İSTİKRAR

Avukat Yavuz Selim Aydın

İnsanlarımızın demokrasi ihtiyacı, temel ihtiyaçları arasında yer almıyor. Ekonomik olarak güvensiz bir ülke yaratıldığından olsa gerek, öncelik her zaman kişisel menfaatlerde. Buna güvenen iktidar ise gerçek dışı beyanlarda bulunmaktan ya da yasalara aykırı iş ve eylemlerden çekinmiyor. Oysa demokrasi ihtiyacı yüksek olan ya da demokrasi geçmişi sağlam olan toplumlarda, iktidarlar halkın vereceği tepkilerden çekinir ve yasalarla kendi kendilerini sınırlarlar. Biz ise iktidarı sınırlayan yasaları, milli egemenlik bahanesi ile, bir bir kaldırıyoruz. Ebedi iktidar sadece kendileriymiş gibi davranarak geleceğe en kötü mirası bırakıyorlar. Daha da doğrusu demokrasiyi, milli birliği, ahlakı, dürüstlüğü toplumsal mirasımızdan çıkartıyorlar. Lakin ilerleyen yıllarda iktidarlar değişecek ve Türk toplumu bu kez aynı olayları tersten yaşamak zorunda kalacaktır. Esasen Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasası olan 1924 Anayasası tamamen kaldırılmasa, üzerinden ihtiyaç duyulan maddelerde değişiklik yapılarak ilerlense idi belki yerleşik bir anayasa ve felsefesinin oluşması sağlanabilirdi diye düşünüyorum. Bu hem geçmişten bize, hem de bizden geleceğe bırakılmış bir miras olurdu. Öyle ki, 1808 yılında imzalanan Sened-i İttifak’ın anayasal bir belge olduğunun kabulü ile iki asrı aşkın bir geçmişe dayanan anayasa tecrübesine sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Kendimize modern toplumun ihtiyaçlarını nazara alan temel anayasal prensipler belirleyip, artı kazanımlar sağlayarak ilerlememiz gerekirken, oyunu bozup sürekli baştan başlıyoruz. Geldiğimiz nokta ise; denetime kapalı, tüm yetki ve görevlerin tek elde toplandığı, şahıslara endekslenmiş, istikrarın otoriteden geçtiğine inanan Türk tipi başkanlık sisteminin tartışılmasından ileri gitmiyor. Oysa istikrarın; tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu bir toplumda yasa önünde eşitlikten, düşünce ve ifade özgürlüğünden, yaşam hakkından, hukuktan, demokrasiden … kaynaklandığını görmek zor olmasa gerek. Saygılarımla.

Read More »

TEMİZ TOPLUM

Avukat Yavuz Selim Aydın

Aslında “temiz toplum temiz siyaset” talepleri, bundan yaklaşık 18 sene evvel girmişti hayatımıza. 1996 yılının sonlarında meydana gelen Susurluk kazasından sonra gözler önüne serilen kirli ilişkilerin ortaya çıkarılması adına “Temiz Toplum ve Sürekli Aydınlık için 1 Dakika Karanlık Eylemi” epey ilgi görmüş, şiddet içermeyen toplumsal bir hareket sergilenmişti. Peki günümüzde aslında baştan beri söylenen ancak 17-25 Aralık tarihlerinde gün yüzüne çıkan ve faillerinin bizzat üst düzey siyasetçiler olduğu irtikap, görevi kötüye kullanma, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, çıkar amaçlı suç örgütü kurma gibi suç ve eylemlerin aydınlatılması adına toplum olarak ne yapabiliriz? Soruyorum zira, parlamentoda bizim vekilliğimizi yapanlar ile kolluk ve adli mercii görevlileri ihtiyaç duyulan aydınlanma için bizim adımıza hiçbir şey yapmıyor veya yapamıyor. Buna mukabil hukuk ve adaletin tecellisi adına bizi asıl endişeye sürüklemesi gereken gelişmeler yukarıda bahsetmiş olduğum suçların ve faillerinin ortaya çıkmasından sonra yaşandı diyebiliriz. Keza dünyada hiçbir devlet ya da toplum yoktur ki, idarecileri suç işlemesin yolsuzluk yapmasın. Lakin toplum ahlakı yüksek ve demokrasisi ilerlemiş olan milletlerde bu gibi suçların ortaya çıkmasının akabinde hızla soruşturmalar başlatılır, etkin yürütülen soruşturmaların akabinde ise suçlular hakkında gerekli kamu davaları açılırdı. Susurluk kazasından sonra toplumun tepkisine rağmen hala “devlet-siyaset-mafya” üçgeni dağıldı diyebiliriz miyiz, bilmiyorum. Lakin bu üçlüyü sacın birer ayağı olarak tanımlarsak, günümüzde sacayaklarından biri olan mafyanın yerini artık “iş adamlarının” aldığını görüyor, ortaya çıkan tüm kirli işlerin de devlete yapılacak işlerden elde edilecek gelirler eksininde cereyan ettiğini anlıyoruz. Endişe duyulması gereken gelişmeler de sacayaklarının yeniden ortaya serilmesinden sonra başladı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları görevden alınmayacak denmesine, hatta bu savcılara yardımcı olması bahanesi ile iki tane ek Cumhuriyet Savcısı görevlendirilmesine rağmen soruşturmayı başlatan savcılarla beraber ilave olarak atanan savcılara da dosyalardan el çektirilmesi, tüm yükün tek bir Cumhuriyet Savcısının üzerine bırakılması, birkaç aylık esaretten ! sonra tüm tutukluların serbest bırakılması, yabancı uyruklu olan şüphelilerin dahi yurt dışı çıkış yasalarının kaldırılması… …

Read More »

YAŞ 17, YOLUN SONU

Avukat Yavuz Selim Aydın

Son birkaç aydır o kadar hızlı akıyor ki gündem, kaç gündür bu köşede ne yazmam gerektiği konusunda düşünüyordum. Yolsuzluk, hırsızlık, hukuk, adalet, demokrasimizin zayıflığı, yargı, seçimler… Aslında tüm bu konular hakkında az da olsa bir şeyler var aklımda. Ama son birkaç günde yaşanan ölümler tüm bunların üzerinde yer buldu kendine. Öyle bir noktaya geldik ki, parasında pulunda değiliz canlarımızdan çek elini demek geliyor içimizden. Aşağıda iki çocuktan bahsedeceğim size. Birini asker tıraşlı çekilmiş fotoğrafları ile hatırlayacak, diğerinin ise belki de sadece ismini anımsayacaksınız. Ama eminim ki hepiniz tanıyorsunuz onları. Henüz 17 yaşında idam edilen Erdal Eren’i ve yine onun öldürdüğü iddia edilen Askeri İnzibat Eri 20 yaşında ki Zekeriya Önge’yi getirin aklınıza. Keza her iki çocuk da, yeniden yaşanmasını istemediğimiz, buna mukabil son zamanlarda bizde tekrar o günlere döndüğümüz endişesini yaratan 1980 yılında öldü. Erdal Eren, 12 Eylül darbesi öncesi çıkan bir olayda Askeri İnzibat Eri 20 yaşında ki Zekeriya Önge’yi silahla vurarak öldürmek suçlamasıyla henüz 17 yaşında idam edildi. Ceza evinde kendisini ziyarete gelen gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan’a “kendisini ibret olsun diye asacaklarını “ söylemişti. Öte yandan 20 yaşında öldürülen Zekeriya Önge’nin katili kağıt üzerinde Erdal gösterilmiş olsa da, her iki çocuk da o dönemin koşullarında 1980 ihtilaline zemin hazırlamak isteyenlerin kurbanı oldular. Yoksa ne Zekeriya Erdal’a kin güderdi, ne de Erdal Zekeriya’yı tanırdı. Bu çocuklardan biri ibret olsun diye öldürüldü, diğeri ibret olsun diye asıldı. Peki kim, ne kazandı ? Var mı bu sorunun cevabı ? Lakin o dönemin bize neleri, kimleri kaybettirdiği hep zihnimizin bir kenarında duruyor. Bu sebeplerle 1980 ve öncesi dönemlerde yaşananların bu günün idarecilerine az da olsa ders vermesi gerekir ki, acı tecrübelerin bir kıymeti olsun. Aradan geçen 34 yıla karşın toplumu ayrıştırmak adına ölüleri ve cenazelerini yarıştıran, ölenlerin çocuk ya da delikanlı olduğunu unutup birini kutsayıp diğerini ise terörist ilan edenlere, …

Read More »

CUMHURİYET

Avukat Yavuz Selim Aydın

Cumhuriyet’in geride kalan 90 yılının ardından belki de övünebileceğimiz tek noktası onu kurmayı başarmış olmamızdır. Keza ilanından bugüne kadar süre gelen zamanda iç çekişmelerimiz, sağ sol çatışmalarımız, kişisel maddi menfaatlerimiz gibi etkenler toplum menfaatinin önüne geçtiği gibi, Cumhuriyet, demokrasi, bireysel özgürlükler gibi kazanımlarımızı da yeni yüzyıla entegre etmemize engel oldu. Ancak ne acıdır ki bu gün gerek siyasetçilerimiz gerekse de aslında saygı duyulması gereken birtakım yazarlarımız günümüzde derdest olan bir çok yapısal sorunların yegane sorumlusu olarak Cumhuriyeti ilan eden kadroyu göstermeye çalışmaktadır. Hal bu ki, monarşiden uzaklaşıp Cumhuriyet’i kuranları, 90 yıl boyunca ileri götüremediğimiz Cumhuriyet nedeniyle geçmişe bugünden bakarak eleştiremeyiz. Onlar Cumhuriyet’i yanlış kurmuş değillerdir, biz ve bizden öncekiler yeni kurulan bir sistemi doksan yıl gibi uzun bir zamanda geliştirememişizdir. Bir bakıyoruz bazı kanallarda yayınlanan belgesellerde sanki Osmanlı İmparatorluğu’nda asırlardır çok partili siyasal sistem uygulanırken Cumhuriyet’in ilanı ile buna son verilerek tek partili sisteme geçilmiş gibi “ Bu ülkede muhalefet partileri Atatürk’ün emri ile kuruldu. Bu bir demokrasi ayıbıdır.” gibi eleştiriler yapılıyor. Bu ne kadar yersiz, ne kadar acımasız ve somut düşünceden uzak bir eleştiridir. Milletin çok kısa süreler önce top yekun vermiş olduğu silahlı mücadeleleri, Cihan Harbi’ni ve Kurutuluş Savaşını, aslında yıkılan ve monarşi ile yönetilmekte olan bir imparatorluğun çekirdeğini oluşturan topraklar üzerinde yeni bir devletin kurulduğunu düşünmeden, halkının %90’dan fazlası okuma yazma bilmediği ve meşrutiyet dönemlerini bir temel olma dışında hariç tutup, bu toplumunun yüzyıllar boyu süre gelen alışkanlıkları nedeniyle hiçbir demokrasi temeli olmadığı halde, yeni devleti kuranların monarşi ya da benzeri otoriter rejimler yerine Cumhuriyet rejimini kabul etme nedenlerinin açık yüreklilikle ülke menfaati için olduğunu kabul etmeden yapılan bu eleştiriler başka nasıl nitelendirilebilir. Geride kalan doksan yılın sonunda bu gün demokrasi ve hukuk devleti olma yolunda yeterli mesafe kat edememe nedeni olarak 90 yıl önce ilan edilmiş olan Cumhuriyet’i göstermek, yine bu gün Kürt sorununun geldiği nokta …

Read More »

ULUS VE ULUSALCILIK

Avukat Yavuz Selim Aydın

Sayın Başbakan’ın son günlerde moda deyimi Ulus ve Ulusal devlet kavramı… “ İslam Birliği düşüncesi, İslam dünyasında ulusallık ülkülerinin ve ulusal bilinçlerin uyanmasına karşıt olduğundan, Müslüman kavimlerin gelişmesine engel olduğu gibi, bağımsızlığına da engeldir…” Bu tespit Ziya Gökalp tarafından “Türklüğün Esasları” adlı eserinde yer almaktadır. Aslında yazarın bu haklı tespitinden yola çıktığımızda, Başbakanın neden ulus ve ulusalcılık kelimelerini anlamsızlaştıracak söylemler içerisine girdiğini daha iyi anlayabiliriz. Öyle ki; hatırlanacağı üzere Başbakan, geçtiğimiz haftalarda İmralı süreci ile ilgili gelen eleştiriler üzerine “Bu ülkede ulusalcı geçinenler önümüzü kesmeye çalıştılar, kesemediler, kesemeyecekler. Ulusalcıların uzantısı olmaya aday olanlar bizden bir şey beklemesin, bulamayacaklar. Bunu da özellikle söylüyorum” seklinde söylemlerde bulunmuştu. Bende bu söylemler çerçevesinde ulus ve ulusalcılığın tanımını ile konu hakkında ki görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Bu noktada “ulus” kelimesini kısaca, belirli bir coğrafi bölgede ırk, dil, din, tarihsel bağlar, ekonomik ihtiyaçlar vb. sebeplerle şimdi ve gelecekte birlikte yaşama iradesini gösteren insan topluluğu olarak tanımlayabiliriz. Tanım içerisinde yer alan en önemli nokta “şimdi ve gelecekte bir arada yaşama iradesinin” ulusu oluşturan farklı toplumlarda yer almasıdır. Yani aslında ulus kelimesi çoğulcu yapının en iyi şekilde iç içe yaşayabileceği bir sistemi ifade eder. Bu tanım aslında günümüz Türkiye’sinin ve Anadolu’nun somut durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Zira biz her ne kadar tek bir devlet olsak da içimizde öylesine farklı etnik – dinsel köklere dayalı ve öylesine güzel insanlar barındırıyoruz ki, hepimiz bir araya gelince işte “ulus” diye adlandırılan kısacık bir kelimenin içerisine sığabiliyoruz. Ancak bu kısacık kelime içerisinde barındırdığı geniş tanım nedeniyle bir kesimin ciddi eleştirilerine maruz kalıyor. Bu öylesine bir nefret ki ulus ve ulusalcılığı dinsizlik ve ırkçılık olarak tanımlamaya kadar varabiliyor. Bunun nedeni ise bu kesimin “ulus” kelimesi yerine daha çok kısa tanımı ile cemaat anlamında kullanılan “ümmet” kelimesini ön görmesidir. “Ümmet” kelimesi daha çok dini hassasiyetlerle bir araya gelen insan toplulukları için kullanılır. Yine kendimize buradan …

Read More »