Perşembe, Aralık 12, 2019
SON DAKİKA
Home » GÜNCEL (page 182)

GÜNCEL

MÜBAREK DÜNYA…

MÜBAREK DÜNYA… Gündem Fas, Cezayir, Tunus, Misir derken, arabesk sevgisine kitlendi son günlerde. Misir üzerinden de CHP antipatisi yaratma gayretine baglandi mesele. Hepimiz en hasindan arap olduk. Misir analizcileri yerli yersiz CHP’yi isirdilar, firsat bilip. Bu çapsiz isiriklar misirin püskülünden çok, CHP’li yöneticilerin püskürtülerinden kaynaklaninca politika pazari renklendi. Bulasici hastalik gibi yayilan bu uyduruk isyanlar, komsu Araplara sirayet etmeden bitecek gibi temasa. Iktidarin basi seçim sathinda bölgenin ve Arabîlerin agir abisi olma sansini da simdilik kaçirdi. Firavunlara ve Mübarek’e endeksli kiytirik direnis bu gün yarin biter. Olan ölenlere olur. Meshur Mübarek’e gitme kal, kaçma diret, otur muhaliflerle masaya denildi ve Mübarek isi bagladi. Böylece ilk perdesi kapandi tiyatronun. Bu yazili veya kendiliginden senaryo geregi yasananlara iliskin epey yazildi çizildi ve konusuldu. Araptan fazla Arapçilar çikti meydana, yapay toplum mühendisleri ahkâm kesti sirayla. Ancak hiçbiri bu saftirik ve düzmece isyanlari yeni petrol paylasim hesaplarina dayandiramadi. Sanki bu arap ülkelerinde on yillardir seyhlik, krallik, prenslik, baskanlik kisvesiyle iktidarlarin babadan ogula geçtigi bilinmiyormusçasina, demokrasi havarisi kesildi herkes. Ahalide aniden bir gizli dügmeye basilmisçasina özgürlük özlemi depresti, hürriyet aski delilik derecesine prim yapti. Gerçekleri görmezden bilmezden geliriz hep. Çünkü gerçek acidir ve sonuçlari acayip acitir, can yakar. Iste bu nedenle kimsecikler, uluslar arasi sermayenin verdigi gözdagi, zamansiz ültimatom olarak dillendiremedi arabin yasadigini. Kimse bu manidar ve mantar isyanlari küresel sermaye sömürüsüne, emperyalizme, yenidünya düzeni sömürgeciligine, vahsi kapitalizmin açgözlülügüne ve can çekismesine baglayamadi. Petrolün agababasi Araplarin kendi kuyularina sahip çikamayislarini dillendiremedi açikça. Dün irak’a seyirci kalan Araplarin bu gün seyredilen oldugu veya olacagindan baska bir seymis gibi izaha çalisildi yasananlar. Tüm gazeteler Misir, Mübarek ve CHP ile dopdoluyken bas köselere kurulanlar dostlar alisveriste görsün hesabindaydilar. Hesap satir arasi CHP’ye, fatura ise halka kesildi seçimlerde ödenmesi kosuluyla.. Mübarek ABD’li agabeyleri sayesinde yarasiz beresiz siyrilir bu kaostan. Ya CHP’li mübarekler onlar nasil siyrilacaklar; hata üstüne hata, gaf …

Read More »

SIYASETIN ALFABESI…

SIYASETIN ALFABESI… Yurt disina çikmaya karar verdigim yilin ertesiydi. Yeni Türk lirasina geçecegimiz yilbasi öncesi, AB’den müzakere tarihi aldigimiz hafta sonu. Cumartesi veya pazardi. Çayin Istanbul’da begeniyle içilen üç bes kahvehanesinden birindeydim. Veya en ragbet gören kahvehaneler siralamasinda, Türkiye’de ilk ona giren, çay koliklerin, Siraselvilerden asagi ugrak yerindeydim. Kapikuleden disari ne kadar kalacagimin belirsizligiyle ismarlasma turlarindaydim, canim memleketle. Içimde yok edemedigim, yok sayamadigim bir bunaltiyla, ben ne ugruna burdayimi irdeliyordum aklimca. Hava da sikintili ve bunalimliydi. Yagsam mi yagmasam mi ikileminde mevsim kosullarina göre bogusuk ama ilik bir ögleden sonraydi. Masalar yavas yavas doluyordu. Ilk lokmalar için geç vakit olsa da grup grup kahvalti fasli devam ediyordu. Çogu müdavim okuduklari gazetelerin bas sayfasina gömülmüs, etrafla kontaklarini kesmislerdi. Çok tanidik simalar vardi içlerinde. Dizi film oyunculari, Yesilçamcilar, yönetmenler, sairler, yazarlar ve digerleri. Pek tanismislik yoktu ama insanin içini isitan, yürekten bir merhaba vardi, agizdan dökülmese de gözlerden süzülen. Bu bahçe sehrin ses kirliliginden uzakta, miriltilar diyariydi sanki. Ilk firsatta solugu bu mekânda alan çaycilarin sayginliklari su götürmez gerçekti. Bu atmosfere adapte olanlarin yetkinliginin birkaç haftada tescillenecegi gerçegi gibi. Burada herkesin bir sevdasi, bir beklentisi ve bir bekledigi var gibiydi, yeterki siz, kendi basiniza hayallerinizi süslemeye devam edin dercesine. O yilki kitap fuarindan seçtigim degisik ülke yazarlarini okuma amaçli roman önümdeydi. Sanki yasayacaklarima tercüman olacak nitelikte bir kitap. Yarisina kadar okuyup geldigim hikâye Trinidad’da geçen bir yazarlik macerasiydi. Sakin romanci iyi yazamamis izlenimi çikarilmasin bu sözlerimizden. Kanada’da yasayan bir Trinidadlinin yirmi yirmibes yillik bir ayriliktan sonra memleketine geri dönmesiydi asil mesele. Hemde bir politikacinin otobiyografisini yazmak üzere. Özel çagrili ve hükümet izniyle dönüyor ülkesine, tek sart o muhtesem politikaciyi kitaplastirmasi. Kitabin ortasina kadar yazar, politikaciyi ve memleketini sadece gözlemliyor ve gözlemlerini aktariyor okuyucusuna. Kitabi okumayi yurt disinda tamamladim. Roman bittiginde yazar politikaci hakkinda özel tek bir satir yazmadan, onu ve memleketinin kötüye …

Read More »

KÖYDEN GECEKONDUYA “GIRESUNLULUK”

KÖYDEN GECEKONDUYA “GIRESUNLULUK”     1950’lerden sonra dengeli kalkinma modelinden vazgeçilmesi ve sehrin özendirilmesiyle büyük kentlere göç basladi. Yatirimcilarin keyfiyete göre yer seçimleri de eklenince göçe dayali yapilasma hizlandi. Yillara göre ortalama 70-100 bin göç alan bir baska Istanbul olustu.   Aslinda, Insan yerlesimleri; toplumsal ilerleme ve ekonomik büyümenin en önemli girdisini saglar. Öyleyse yasanilan yeri saglikli, güvenli, adil ve sürdürülebilir kilmak devletin ve yerel yönetimlerin görevidir. Özünde barinmaktan altyapiya, egitimden trafige, sagliktan kültüre, issizlikten yoksulluga tüm sorunlarla birlikte çevre sorunlarinin halledilmesine yönelik çözümler arastirilmalidir. Yeni yöntemler bulunup uygulanmalidir. Devlet organlarinin ve yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarini kentlilerle paylasmasi sarttir. Bir araya gelinerek uygulanabilir çözümlerin hayata geçirilmesi için ortakliklar, isbirlikleri kurulmalidir. Uygar kent yönetimi ve yöntemleri ortaya konmalidir.   Yerlesmenin temelinde yasanabilirlik, sürdürülebilirlik ve adalet vardir. Yerlesme problemlerinin olusmasinda yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, problem merkezleri ve siyasi otorite ortaktir. Çözümün sadece devletten beklenmesi ise çözümsüzlüge davetiye çikarmaktir.   Devlet yöreler, bölgeler arasi esitligi saglayamadikça, sosyal mekanizmalar olusturmadikça, ISTANBUL’da, ilçelerinde, Esenler ilçesinde kaç GIRESUN’lu yasiyor sorusu ortadan kalkmaz. Kollektif bir yapi ile sorunlarin üzerine gidilmedikçe yerlesim sorunlarini çözümlemek hayalcilik olur. Yik-yap, al-sat mantigi devletin ve yerel yönetimlerin 7000 yillik kent olan Istanbul’a en büyük ayibidir. Kentsel rantlarin ekonomiyi, politikayi belirlemesi ve nihayet kentleri belirlemesiyle dengeli gelisme ve büyüme olanaklari tirpanlanmis olur.   Göçe dayali kentlesme evrensel bir sorun degildir. Sadece kalkinmakta olan ülkelere has bir olgudur. Nüfusu 10 milyonun üstünde, 20 milyona dayanan sehirlere bakildiginda, çogunlugun 3.dünya ülkelerinde oldugu görülür. Gelismis ülkelerde ise büyük kentler nüfus kaybina ugrar. Ülkemizde yasanan süreçte gecekondulasma kaçinilmaz bir sonuçtur. Gecekondu, barinmaya es anlamli bir degerlendirmedir. Belki de bir dönem çözüm yolu olarak görülüp bir anlamda desteklenmistir. Yani devlet çözüm üretemedigi için vatandas kendi çözümünü üretmistir. Ama bu masum barinma istegi zamanla kaçak yapilasmaya dönüsmüstür.   Artan göçle birlikte, Yillar yili imar aflari ile gecekondulasma …

Read More »

BIR DEVE HIKÂYESI

Herkesin agzinda sakiz bir demece (beyanat, bildiri) vardir. “Deveye Sormuslar Boynun Neden Egri? Deve de Nerem Dogru ki?” demis. Giresun bu demeceye ne kadar uygun bir il degil mi? Son yillarda hesabi sorulacak o kadar sorun birikti ki, sormayin gitsin! Giresun ilinin en isabetli idarecisi kuskusuz Valisi Mustafa Yaman sayin valimizi tenzih ederek söylüyorum, haricinde kim varsa resmen ya uyuyor ya da uyutuyor.   Tabi muhalif olmasi nedeniyle hizmetleri pekte görülmeyen ancak halk tarafindan oldukça takdir gören Giresun Belediye Baskani Sayin Kerim Aksu’yu ayirmak lazim.   Tüm bunlarin isiginda bu yazima da konu olacak Giresun’un son bir yilini söyle özetleyebiliriz:   Degerli okurlarim, geçen yil Nisan-Mayis aylarinda açiklanan bir sonuç ile Giresun ilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 olan sandalye sayisi maalesef 4 oldu. Yani 1 eksildi. Halktan ve medyadan gelen bir tepki var mi? Yok.   Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Öztürk istifa etti ve yeri tam bir yildan fazla bir süredir vekâlet ile doldurulmaya çalisiliyor, hem de hiçbir üniversitede görülmemis bir sekilde vekâlet eden 5 Rektör vekili ile. Bununla ilgili bir soru soran ve cevap arayan var mi? Yok.   Giresunspor 2 ayda iki kongre ile tarihinde görülmemis bir gündem yasiyor. Bu kongrelerin sebeplerini arayan soran var mi? Yok.   Ak Parti Il Baskani istifa edip milletvekili aday adayi oluyor. Giresun ile birlikte 47 il baskani da istifa ediyor, 46’sina atama yapiliyor, sadece Giresun’a atama yok, o da vekil. Bunun neden oldugunu soran var mi? Yok.   CHP Il Baskani istifa edip milletvekili aday adayi oluyor, yerine önce bir il baskani ataniyor, 2 gün sonra yeni biri daha ataniyor. Peki, bunun neden oldugunu soran var mi? Yok.   Giresun ilinin en çaliskan bürokrati olan ve aslen Giresunlu olan Il Özel Idare Genel Sekreteri Cumhur Melikoglu ile ilgili bir yayin grubu araliksiz yayin yapip kisilik haklari ve görevi …

Read More »

Toprak Gebe Vurmayin…

Toprak Gebe Vurmayin… Karadeniz’de Binlerce yildir suyla tasin yasamakta oldugu ask, nehir tipi hidroelektrik santraller yüzünden çok yakinda tarihin tozlu yapraklarinda bir ani olarak kalacak. Köstebek istilasi gibi Karadeniz’i kirli kollari ile saran hesler topragin gebe karnina kazmayi çoktan vurdu. Kuzeyin daglari, kanyonlari, eko turizm bölgeleri, yaylalari, mili park ilan edilmis alanlari, cennet arazileri, topraklari ve yaz kis çaglayan billur sulari bir kiyimla karsi karsiya. Nehir tipi hesler yoluyla, Karadeniz’de on bin kilometre akar su yolu degisecek, su borularla tasinacak, suyun kullanim hakki ise 49 yilligina özellestirme adi altinda yabancilara satilacak. Planlanan 2100 proje olurunu almis, sadece 38 proje reddedilmis onlarda yer gösterme açisindan. Deyim yerindeyse her gelen proje çed raporunu kolaylikla almis. Faaliyete geçen hesler,  Kisa süre içinde yöre halkinin zararina sonuçlar ortaya çikarmis. Açikça bir doga katliami yasaniyor Karadeniz’de daha da yasanacak gibi. Ortalama insanimizin davranis formuyla korunan ve gelistirilen binlerce yillik yasam kültürü bu dogal kaynak yagmacilari ve yagmasi sayesinde yok olmakla karsi karsiya. Heslerin ve barajlarin havaya, suya, karaya, yüzey sularina, yer alti sularina, kaynak sulara, araziye arazi kullanimina, görünür görünmez her türlü canliya, toprak üstü toprak alti statüye, yagisa, sicakliga, buharlasmaya, hatta denizlere olan menfi etkileri maalesef görmezden geliniyor. Çevresel etki degerlendirmesi ve planlamasi müdürlügü ve genel müdürü “sirtimizda yumurta küfesi var” deyip dolasacagina; “çed raporlarini onayip imzalarken günde kaç litre su kullanmak suretiyle yasamini idame ettirdigine” bir bakiversin sonra çed raporlarini imzalasin. “Su akar Türk bakar” özdeyisindeki gibi suya dair cehaletin hesler yoluyla giderildigi safsatasina dur denilmedikçe, suya muhtaç bir bölge yaratiriz cennet Karadeniz’de.  Su sadece karasal ekolojik sistemin parçasi degildir ve suyu tek basina su olarak düsünmek yanlislarin en büyügüdür.  Su, Eko sistemin ayrilmaz bir parçasi olarak görülmedikçe, sistem göbeginden çatlar. Eko sistem bozulursa yagislarda ve sicaklikta ciddi anlamda olumsuz degismeler yasanir. Derin belirsizlikler ortaya çikar. Eger hesler bu hizla yayilirsa Karadeniz de …

Read More »

2011’E DAIR…

2011’E DAIR… Koskoca bir yil, 2010 geçti. Havai fiseklerle, sölenlerle, renk cümbüsüyle karsiladigimiz 2010’u yine ayni sekilde ugurlayip 2011’e yelken açtik. Insanlik tarihine barisçil anlayistan çok, kisisel çikarlar ve ayarsiz hirslarin yön verdigini çok iyi bilmemize karsin umutlanmistik, sevinmistik, eglenmistik 2010 gelirken. Bolluk bereket yili olmasini dilemistik ülkemize. Türkülerle, sarkilarla, halaylarla, horonlarla hos geldin demistik yeni yila. 365 gün harala gürele geçti velhasil. Göge direk denize kapak olmaz hesabi sirlar, serler, savlar düstü yerlere. Artik 2011’e bakacagiz. Açilim dedik kapatamadik, çalistay dedik çalisamadik, kin dedik bitiremedik, nefret dedik sevemedik, analarin gözyasi dedik kurutamadik, füze kalkani dedik barisamadik, açiz dedik kitligi önleyemedik, türban dedik çözemedik, kurultay dedik kuramadik, kurban dedik angus kestik, hirsiz dedik arsizlastirdik, iyidir dedik yandas olduk, kötüdür dedik Silivri’li olduk, hacilarimiz degme tacir halkimiz garip guraba fakir oldu, yani saydikça artan hiç olmayacaklar oldu, olmasi gerekenler 2011’e kaldi, birakildi. Yasayip görmek düstü bizim payimiza da… Çalinan hayatlari, asirlik öfke ve kizginliklarla görmezden gelenlerin sirtinin sivazlandigi, ilahlastirildigi kuru gürültülerle geçen bir yil yasadik kisacasi. Maskaraliklar kara dolaplardan savrulup, saçildikça ebabil kusu gibi okyanus ötesi ötenlerin çogaldikça çogaldigi, bitmeyen, zaman asimina ugratilan davalarin ahrete kaldigi, yasam zemberegi bosananlarin saray pariltili sürgünleri yasadigi bir yil geldi geçti. Ve bir dönem kapandi simdilik. Özenilip bezenerek, düzenlenen kurallar silsilesiyle sus pus olmus bireyler, kimliksiz kisilikler, kullar tebaalar yaratilmaya çalisilan günümüzde, eski ve yeni yil adina, özgürlesen toplum adina, dogrulari haykirmaktan asla çekinmeyecegiz, nefes aldigimiz sürece. Geçmisi yasayarak, geçmisten çare umarak, hep kendini hakli gören düz mantikla bir yol haritasi çizmek bize yakismaz. O nedenledir ki; daima insani olani bulmaya çalismanin gayreti içinde olacagiz. 2011 yilinin geçen ocak ayina bakip, kalanini heyecanla yasayacagiz. Yilin sonunda böylesi bir yazi kaleme almamak dilegiyle, karsiladigimiz gibi ugurlayabilmek istegiyle, yeni yilin içinin ülkemiz adina güzelliklerle dolmasi, doldurulmasi özlemiyle yanip tutusarak bu günden yilin ilk ayindan yaziyoruz ve bekliyoruz. …

Read More »