ULUS VE ULUSALCILIK

1
49
Avukat Yavuz Selim Aydın

Sayın Başbakan’ın son günlerde moda deyimi Ulus ve Ulusal devlet kavramı…

gozlukvegazete

“ İslam Birliği düşüncesi, İslam dünyasında ulusallık ülkülerinin ve ulusal bilinçlerin uyanmasına karşıt olduğundan, Müslüman kavimlerin gelişmesine engel olduğu gibi, bağımsızlığına da engeldir…” Bu tespit Ziya Gökalp tarafından “Türklüğün Esasları” adlı eserinde yer almaktadır. Aslında yazarın bu haklı tespitinden yola çıktığımızda, Başbakanın neden ulus ve ulusalcılık kelimelerini anlamsızlaştıracak söylemler içerisine girdiğini daha iyi anlayabiliriz. Öyle ki; hatırlanacağı üzere Başbakan, geçtiğimiz haftalarda İmralı süreci ile ilgili gelen eleştiriler üzerine “Bu ülkede ulusalcı geçinenler önümüzü kesmeye çalıştılar, kesemediler, kesemeyecekler. Ulusalcıların uzantısı olmaya aday olanlar bizden bir şey beklemesin, bulamayacaklar. Bunu da özellikle söylüyorum” seklinde söylemlerde bulunmuştu. Bende bu söylemler çerçevesinde ulus ve ulusalcılığın tanımını ile konu hakkında ki görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.

Bu noktada “ulus” kelimesini kısaca, belirli bir coğrafi bölgede ırk, dil, din, tarihsel bağlar, ekonomik ihtiyaçlar vb. sebeplerle şimdi ve gelecekte birlikte yaşama iradesini gösteren insan topluluğu olarak tanımlayabiliriz. Tanım içerisinde yer alan en önemli nokta “şimdi ve gelecekte bir arada yaşama iradesinin” ulusu oluşturan farklı toplumlarda yer almasıdır. Yani aslında ulus kelimesi çoğulcu yapının en iyi şekilde iç içe yaşayabileceği bir sistemi ifade eder. Bu tanım aslında günümüz Türkiye’sinin ve Anadolu’nun somut durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Zira biz her ne kadar tek bir devlet olsak da içimizde öylesine farklı etnik – dinsel köklere dayalı ve öylesine güzel insanlar barındırıyoruz ki, hepimiz bir araya gelince işte “ulus” diye adlandırılan kısacık bir kelimenin içerisine sığabiliyoruz. Ancak bu kısacık kelime içerisinde barındırdığı geniş tanım nedeniyle bir kesimin ciddi eleştirilerine maruz kalıyor. Bu öylesine bir nefret ki ulus ve ulusalcılığı dinsizlik ve ırkçılık olarak tanımlamaya kadar varabiliyor. Bunun nedeni ise bu kesimin “ulus” kelimesi yerine daha çok kısa tanımı ile cemaat anlamında kullanılan “ümmet” kelimesini ön görmesidir. “Ümmet” kelimesi daha çok dini hassasiyetlerle bir araya gelen insan toplulukları için kullanılır. Yine kendimize buradan bir çıkış yolu aradığımızda “ümmet” kelimesini İslam sentezi çerçevesinde Arap milliyetçiliği olarak da tanımlamak mümkün olabilecektir. Anımsayacaksınız ki, bir dönem iktidar olan Refah Partisi’nin de ana politikalarından biri Sınırsız İslam Devleti idi. Yani hiçbir milli duyguyu içerisine almayan, tamamen dini hassasiyetlere önem veren ve dini devlet işlerinde ana kurucu unsur olarak gören bir politika. Bu politikanın içerisinde barındırdığı en önemli amaç, ülke olarak bizim de içerisinde bulunduğumuz Orta Doğu coğrafyasında ve Afrika’da yer alan Müslüman devletlerin “ümmet” bilinci çerçevesinde birleştirilmesidir. İşte bu sebeple “ümmet” bilinci ile hareket eden siyasilerin “ulusalcı” yapıdan rahatsız olmalarının nedeni de, ulusalcı yapının Sınırsız İslam Devleti projesi çerçevesinde ülkelerin birleşmesine imkan vermemesidir.

Yürütülen Sınırsız İslam Devleti politikası doğrultusunda, aslında hiçbir etnik kökene dayanmayan ve ülkemizde yaşayan tüm etnik ve dinsel kesimleri içerisinde barındıran “Türk” kelimesi sistemli olarak yıpratılmaya başlanmış, “ben Türküm” demek etnik milliyetçilik olarak yadsınırken, farklı etnik köklere sahip olduklarını dile getirenler ise teşvik edilmeye başlanmıştır. Bu noktada Prof. Dr. İlhan Ersel’in “Şeriat eğitimi ile yoğrulmuş ve medrese eğitimi ile beyni yıkanmış insanlarımızda öylesine Araplık bilinci ve benliği oluşur ki, Türk’e adeta düşman bir tutum ve davranış içerisine girmek onlar için doğal olur.” sözü akıllara gelmektedir.

Ulus olmak gibi bütünleştirici bir bilinçle hareket eden ulusalcılar, sırf itibarsızlaştırmak adına, sanki diğer etnik kökenlerden gelen vatandaşların bu kimliklerine saygı duymuyormuş ve onların bu kimliklerini yok sayıyormuşçasına terör destekçisi olarak gösterilirken, aslında ulusalcı olduğunu dile getiren bu kesimin de kendi içerisinde birçok etnik ve dinsel kimlik barındırdığı unutturulmaya çalışılmaktadır. Az önce de ifade ettiğim gibi, ulus bilinci bütünleştirici ve bir ülke içerisinde yaşayan farklı toplumları eşit vatandaşlık hakları ve ödevleri çerçevesinde birleştirici bir kavramdır. Şayet bu gün bizler ulusal bilinci zedelemek amacıyla hareket edersek, bu davranış tarzı ülkemizde yaşayan farklı etnik köklere sahip toplumların tek çatı altında yaşama bilincinden ayrılması sonucunu karşımıza çıkaracaktır. Unutmamak gerekir ki M. Kemal Atatürk, Kurutuluş Savaşında verilen mücadeleye önderlik ederken aslında “ümmet” bilinci ile hareket eden Osmanlı İmparatorluğundan arta kalanlarla yeni bir “ulus” kurmuş ve bu ulusa da “Türk Ulusu” adını vermiştir. Yine CHP İzmir Millet Vekili Birgül Ayman Güler de “ Türk Ulusu ile Kürt Milletinin eşit olduğuna kimse beni ikna edemez.” derken buradan yola çıkmaktadır. Zira “ulus” kavramı “ millet” kavramını da içerisinde barındıran geniş bir kavramdır. Dolayısıyla şayet Sayın Vekil “Türk Milleti ile Kürt Milletini” kıyaslayan bir söylem dile getirmiş olsa idi, kendisinin etnik ayrımcılık yaptığı yönünde ki eleştirilere hak verilebilirdi. Oysa kendisi aslında hem hukuki hem de sosyolojik bir tanım yaparak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adı altında vatandaş olarak yaşayanların, Türk Ulusu’nu oluşturduğunu, bununla birlikte de Türk Ulusu’nun içerisinde Türk, Kürt vb. milletlerin yaşadığını dile getirmiştir.

Bu açıklamalar çerçevesinde son olarak ifade etmek isterim ki, ulusal yapının değiştirilmesi bir ülkede uygulanan seçim sisteminin ya da yönetim şeklinin değiştirilmesine benzemez. Zira ulusal yapı dünyada yer alan diğer uluslarla eşit olmamızı sağlayacak ve bu konumumuzu kalıcı kılacak en önemli unsurlardan biridir. Özellikle ulusal yapıyı yaklaşık bir asır önce tesis etmiş bir ülke olarak, bu yapıdan vazgeçmek, yazının başında da belirttiğim gibi gelişmemizin ve bağımsızlığımızın önünde bir engeldir.

1 YORUM

  1. İnsanlar yaratılışlarında türk-kürt-latin diye yaratılmazlar,ya da insan maymundan evrimleşirken türk maymun ya da kürt maymun diye evrimleşerek gelmez.İnsanların ulus bilinci yalnızca ten dil din renk farklılığından ileri gelir:şayet dediğiniz gibi “ulus” kavramı “belirli bir coğrafi bölgede ırk, dil, din, tarihsel bağlar, ekonomik ihtiyaçlar vb. sebeplerle şimdi ve gelecekte birlikte yaşama iradesini gösteren insan topluluğu” olarak tanımlanırsa türk olmadığını beyan eden diğer diğer halklar da yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgeler de bağımsızca hareket etme fikrine hasıl olabilirler ki bunda yadsınacak bir durum yoktur.Bu düşünceyi herhangi bir ulusalcılık ;islam birliği,etnik özgürlük şeklinde ki birleştirici yada ayrıştırıcı herhangi bir tanım da değiştiremez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.