YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI VE GÜNDEM

1
69
Avukat Yavuz Selim Aydın

Gazetemizin hukukçu yazarlarından Avukat Yavuz Selim Aydın yeni Anayasa çalışmaları ve gündemi değerlendirdi.

giresunanayasagurbetci

YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI ve BAZI GÜNDEM MADDELERİ

Her ne kadar ülke gündemi son günlerde dış politika ve Suriye konusu ile meşgul olsa da inanıyorum ki yıl sonunda tamamlanması beklenen yeni sivil Anayasa taslağı ile yeniden ciddi şekilde iç siyaset üzerinde yoğunlaşacaktır. Zira şu an yürürlükte olan 1982 Anayasa’sını elimize alıp karıştırmaya başladığımızda aslında 9,5 yıllık Ak Parti iktidarında gerek yönetime ilişkin gerekse de sosyal haklara ilişkin çok ciddi konuları tartıştığımızı fark edeceğiz. Ben de yazımı bu çerçevede kaleme almak ve hem bu zamana kadar tartıştığımız bazı başlıkları, hem de yeni anayasa taslağı hazırlanıp kamuoyuna sunulduğunda üzerinde tartışacağımız muhtemel konuları kısa başlıklar halinde sizlere hatırlatmak istiyorum.

Yürütme yetkisi ve görevi başlıklı m.8
Madde düzenlemesi “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.” şeklindedir.
Aslında en güncel tartışmalardan biri Türkiye’ye uyarlanması amaçlanan Başkanlık sistemi ekseninde, bu madde üzerinden yapılmaktadır. Keza çok kısa şekliyle başkanlık sisteminin şu anda uygulanmakta olan parlamenter sistemden farkı, devlet başkanının daha kesin yetkilerle donatılarak devletin tek elden yönetilmesi olarak belirtilebilir. Tabi bu yönetim evrensel anlamda sadece yürütmeyi içine alır. Ancak bizim ülkemizde yasama ve yürütmenin iç içe geçmiş olması ve son yıllarda yargının da bu ikilinin içine çekilmesi sebebiyle, muhalefet bu sisteme etkin şekilde karşı çıkmaktadır. Muhalefetin haklı karşı duruşuna rağmen, ben de bir hukukçu olarak başkanlık sisteminin bizim devlet geleneğimize daha uygun bir sistem olduğunu düşünüyorum. Unutmamak gerekir ki ülkemizde yapılan genel seçimlerine her defasında 30’a yakın farklı siyasi parti katılmaktadır. Oysa parti tüzükleri incelendiğinde, aslında tüm bu partilerin sadece 2 veya 3 farklı siyasi görüş ekseninde örgütlendiği anlaşılmakta. Bu şekilde örgütlenen siyasal sistem, oyların bölünmesi ve etkin temsil hakkının sağlanamaması sebebiyle ülkemizi istikrarsızlaştırmaktadır. Ülkemiz, son 10 yılın haricinde, bu sistem yüzünden kurulmaya çalışılan koalisyonlarla bütün enerjisini tüketmiş ve geleceğe yönelik politikalar üretememiştir. Bu sebeple, muhalefetin endişelerini paylaşmakla beraber, sağlıklı bir başkanlık sisteminin bize en uygun yönetim şekli olduğu kanaatindeyim.

Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi başlıklı m.42/9
Madde içeriğinde “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” hükmü mevuttur. Bu kapsamda yeni eğitim yılında seçmeli ders olarak okutulacak olan Kürtçe‘nin, hiçbir şekilde ana dil olarak Türk vatandaşlarına okutulması ve öğretilmesi mümkün değildir. Madde metninden de anlaşıldığı üzere, Kürtçeyi anadil eğitimi olarak almak isteyenlerin Türk vatandaşlığından çıkmaları anayasal bir şarttır. Yeni anayasa taslağında da bu düzenlemenin korunacağı kanaatindeyim.

Gençliğin korunması başlıklı m.58/2
“Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.”

Geçtiğimiz aylarda ki “Dindar Nesil” tartışmaları hatırlandığında, hükümet tarafından Anayasadaki bu hükme dayanarak yapılan özgürlük kısıtlamalarının yeni dönemde artarak devam edeceği düşünülebilir. Bu düşünce çerçevesinde anayasada yer alan bu maddenin, yeni anayasa taslağında daha da katı bir hale getirilmesi muhtemeldir.

Türk vatandaşlığı başlıklı m.66
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” Yine 1982 Anayasasının 81. maddesiyle düzenlenmiş olan millet vekili andının son kısmı da “…… büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim. “ şeklinde bitmektedir.
Uzun süre devam eden güncel tartışma konularından biri de bu maddelerin içeriğinde yer alan “Türk” terimi yerine “Türkiyeli” teriminin kullanılmasıydı. Hatırlamak gerekir ki, 2011 genel seçimlerinden sonra bağımsız Milletvekili olan Leyla Zana, burada geçen “büyük Türk milleti” ibaresini kelimeleri yuvarlayarak “büyük Türkiye milleti” şeklinde okumuştu. M.66’nın değişmesi halinde m. 81’de de değişiklik yapılması zorunlu olacaktır. Ancak yeni anayasa taslağında bu yönde bir düzenleme yapılması kamuoyunca kabul görmeyeceğinden, bu değişikliğin yapılacağına ihtimal vermiyorum.

Yasama dokunulmazlığı başlıklı m.83
Bu madde kapsamında hem yasama dokunulmazlığı hem de milletvekilliği dokunulmazlığı düzenlenmiştir. Maddenin ilk fıkrasında TBMM üyelerinin meclis çalışmalarında ki oy ve sözleri ile ileri sürdükleri düşüncelerden dolayı sorumsuzlukları düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise milletvekillerinin işledikleri suçlara karşı dokunulmaz oldukları, istisnaları da belirtilmek suretiyle hükme bağlanmış.

Hatırlanacağı üzere şu an ki hükümet ilk seçim kampanyalarında dokunulmazlıkları kaldıracakları yönünde taahhütler vermiş ancak, aradan geçen yaklaşık 10 sene zarfında bu yönde hiç bir adım atmamıştı. Ayrıca muhalefetin de bu konuda samimiyetten uzak ve yetersiz kalacağını düşünüyorum. Dolayısıyla yeni anayasa taslağında milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması sürpriz olacaktır.

Merkezi idare başlıklı m.126 vd.
Bu maddenin ilk iki fıkrası “Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.” şeklinde düzenlenmiştir. Geride kalan yıllarda gerek CHP parti yönetimi, gerekse de hükümet kanadı yerel yönetimlerin idari bakımdan güçlendirilmesi ve bazı konularda illere ya da bölgelere özerklik tanınması gerektiğini zaman zaman ifade etmişlerdir. Bu sebeple yeni anayasa taslağında bu yönde bir değişiklik olacağını düşünüyorum. Keza yerel yönetimlerin güçlendirilmesinde ki amaç kamu hizmetinin vatandaşa daha kolay ve daha etkin ulaşmasını sağlamakla beraber aynı zamanda merkezi yönetimin, kaba tabiri ile, daha basit işlerle zaman kaybetmesinin önüne geçmektir. Ancak şahsi kanaatimi ifade etmek gerekirse, özellikle doğu bölgelerimizde bulunan iller bakımından bu kuvvetlendirme ve özerkleştirme güdülen amaçtan ziyade, bahse konu bölgelerin biraz daha kendi içine itilmesi sonucunu doğuracaktır. Mevcut KCK yapılanması dikkate alındığında, bu yönde yapılacak değişiklerde oldukça hassas davranılması gerektiği ortadadır.

Yükseköğretim Üst Kuruluşları başlıklı m. 131
Aslında 1982 Anayasa’sının en çok tartışılan ve üniversitelerin özerkliğine darbe vurduğu kabul edilen maddedir. Zira m. 130’da üniversitelerin bilimsel özerkliğe sahip olduğu belirtilmişken, idari bakımdan ise üniversitelerin başına dikilmiş olan YÖK, yükseköğretimi planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak görev ve yetkisi ile kuşatılmıştır.
Son zamanlarda bir çok üniversite öğrencinin tutuklanması ile sonuçlanan eylemlerin ana konusu olan YÖK’ün, yeni anayasa taslağında en azından şu an ki yetkilerinin bazılarından arınmış olarak yerini koruyacağı düşüncesi, hükümetin otoriter yönetim sistemi arzusu nedeniyle, devam etmekte.

Yargı m.138 vd.
1982 Anayasa’sının bu maddelerinde yargı ve yüksek yargı organlarının bağımsızlığı ve işleyiş esasları düzenlenmiştir. Özellikle Ak Parti iktidarı sürecinde yüksek yargının oluşum ve işleyiş esaslarında yapılan değişiklikler neticesinde, Yasama ve Yürütme karşısında 3. erk olarak adlandırdığımız Yargı’nın yürütmeye bağlı hale gelmesi bizde en çok endişe uyandıran husustur. Bu kapsamda 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin yapılan değişikliklerin, yeni anayasa taslağında da yerini koruyacağını düşünüyorum.

Son olarak anayasanın 174. vd. maddeleri “İnkilap Kanunlarının korunması “ başlığı altında düzenlenmiştir. Bahse konu İnkilap kanunlarını size sadece isimlerini dile getirerek hatırlatacağım. Madde içeriğinde “Bu madde çerçevesinde Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen İnkilap Kanunlarının Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz” hükmü mevcuttur. Öyle ki bu kanunlar şunlardır; Tevhidi Tedrisat Kanunu, Şapka İktisâsı Hakkında Kanun,Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun, Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medenî nikâh esası ile aynı kanunun 110 uncu maddesi hükmü, Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun, Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun, Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.

Hiç kanun içeriğine girmeden, sadece başlıklarının okunması halinde dahi, bu kanunların modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşları olduğu anlaşılmaktadır. Elbette bu kanunların bazılarında bir takım değişiklikler yapıldı. Ancak bu kanunlar bizim anayasal kazanımlarımızdır. Dolayısıyla bu gün olduğu gibi 30 yıl sonra, geriye dönüp muhtemelen 2013 yılında kabul edilecek olan anayasayı değiştirmeyi düşünmek istemiyorsak, evrensel hukuk değerlerine sahip, daha özgürlükçü ve topluma gerçek anlamda demokratik bir düzeni armağan eden, modern Türkiye Cumhuriyeti’ni daha da ileri taşıyacak yeni ve sivil bir anayasa yapmak zorundayız.

Av. Yavuz Selim Aydın

1 YORUM

  1. BİR MADDE DAHA İLAVE ETSEK İYİ OLURDU.HANİ ORMAN TESPİTİNDE MEMLEKET HARİTASI,AMENAJMAN HARİTASI,HAVA FOTOĞRAFI VARYA.HANİ 1945 TE ÇEKİLEN OLMADI 1949 DA OLMADI 1952 VS… MAHKEMEDE HANGİSİ İŞİNE GELİRSE ONA GÖRE MAHKEME KARAR VERİR VE TARIM ALANI OLMASINA RAĞMEN,GEÇMİŞYILLARDA EN AZ YÜZ YILLIK TAPU SENEDİ BULUNMASINA VE TAPU MÜDÜRLÜKLERİNCE TAPUSU KESİLEN MALİYEYE VE YA BELEDİYELERE EMLAK VERGİSİ VERİLEN ARAZİLERİN VATANDAŞIN ELİNDEN ALINDIĞI BİLİNİYOR.HATTA PARA KARŞILIĞI SAHİBİNE TEKRAR SATILIYOR ANAYASA HALKIN HAKLI İSTEKLERİNE GÖRE YAZILMALI DİYORUM..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.